“Satın alınamayan şeyleri severim ben”

Doğan Cüceloğlu bir konuşmasında, “değer” ederi olmayan, satın alamayan durumlar/kavramlar/nesneler için kullanılır demişti. Şimdi, gördüğünüz üzere, Sabahattin Ali, değerli olanları bir bir yazmış bize: Deniz demiş, gökyüzü demiş sonra, ayı ve güneşi unutmamış. Son olarak da, sevgi demiş! Sevgi bir değerdir demiş!

Sevgi satın alınabilir mi?

Bu konuda, Kraliçe II. Elizabeth döneminde, onun huzurunda bir tartışma yapıldığını öne sürerler. Para herşeyi satın alabilir mi; alamaz mı? Kraliçe bunu saçma bulur ve aşk satın alınamaz der. Karşısındaki beyfendi (lord ya da kont, herneyse) Kraliçeye şöyle bir teklifte bununmuş. Bir milyon altın getirsem, benimle evlenir misiniz? Kraliçe, ne kadar altın diyerek, şaşkınlığını ifade ederken, beyfendi; -“fiyatta anlaştık sanırım, şimdi altınları bulmaya geldi sıra” demiş. Yalan mı gerçek mi bilemem. Bildiğim, paraya satın aldığının aşk olmadığıdır. Beden belki! Sizinle paranız, ya da mevkiniz, ya da başka bir çıkar için evlenen, birlikte olan insanın, size karşı duygularından emin olabilir misiniz?

Yukarıda aşka dair bahsettiklerim, sevgi içinde geçerli olabilir. Ama altını çizmekte fayda var, her aşk sevgiye dönüşmez; her sevginin altında aşk olmaz. Aşkta hiç bir kural olmaz. Sevgi, baştan aşağa bambaşka bir ruh halidir.

Sabahattin Ali’nin aşağıdaki resmini görünce, aklıma bunlar geldi. Evrensel insanı ve etik değerlere sahip olmayan bir katil, Sabahattin Ali’nin başı ezmeseydi, kim bilir ne güzellikler katacaktı bu kısa ömürlülerin dünyasına. İlkel bir yaratık tarafından katledilen Sabahattin Ali’ye dair ne görsem, ne okusam, hep bu tartışma yaşanıyor içinde ve canım yanıyor.

Bugün, 2024 yılında, 21.yüzyılın şafağında, insanlar, aşkı da, sevgiyi de, herşeyi de satın alabileceklerini düşünüyorlar. En azından aldıklarına aşk, sevgi diyor, almak istediği neyse, o adı kullanıyor. Bu yanılsamalar dünyasının temelleri, adaletsizlikle, adam kayırmacıklıkla, öğrenilmiş çaresizliği ve korkuyu kitlelere dikte ederek, liyakatsızlıkla, kayıtsızlıkla, yozlaşmayla inanılır kılıyorlar. Kolay yoldan emeksiz, çalışmadan, yorulmadan para kazanmak isteyen milyonlara, küçük kemikler atılırak, bedavacılığa bağımlı hale getirilenlerin, özgür ve sorgulayan bireylere dönüşme şansı sıfırdır. Bir yanda, paraya her şeyi alacağına inanan ve paraya tamah edenler, paraya tapanlar, bir yanda da aldıklarıyla kendini var etmeye çalışan bomboş (kendini tanımayan, kendini bilmeyen) adeta hiç kullanılmış hayatlarını yaşam sayan insanlar. Satın alabildiği, sürebildiği araçla kendine bir yer/kimlik arayanlar… Bu acınası hayatlara özenerek, yaşamı para kazanma hırsıyla yarışan ve ancak çok azı bu amaca ulaşabilen büyük çoğunluk… N. H. Ran’ın değimiyle, “büyük insanlık” (en altta tamamını bulabilirsiniz) bu çarpıklığın hemen çözümü, hem düğümü. Aşık Veysel’in değimiyle, “derdi dermanı!” Elektronik aletlerle, gözlerimizi maruz bıraktığımız mavi ekranlarla hipnotize olmuş haldeyken, uyanıp, bunu görmek zor; nasıl bir dumanaltında kaldığımızın farkına varmak zor. Es kaza, bu gafletten uyansak bile, bunun farkına varmak ister miyiz; uyanmak ister miyiz, gerçekleri bilmek ister miyiz, bu paradigma ile yüzleşmek ister miyiz? (cehalet mutluluktur) Konu, iyice dallanıp, budaklanmadan, Atatürk’ün bir sözüğünü anımsarken, aslında, Sabahattin Ali’nin nasıl aydınlık bir kafaya ve kalbe sahip olduğunun da altını çizmiş oluyorum. Aynı zamanda da, her ikisinin de, ÖZGÜRLÜĞÜ nasıl da iyi kavradıklarını hayranlıkla farkediyorum.

Mustafa Kemal Atatürk: “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

BÜYÜK İNSANLIK

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
                                        tirende üçüncü mevki
                                        şosede yayan
                                        büyük insanlık.
Büyük insanlık sekizinde işe gider
                                        yirmisinde evlenir
                                        kırkında ölür
                                        büyük insanlık.
Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
                                        pirinç de öyle
                                        şeker de öyle
                                        kumaş da öyle
                                        kitap da öyle
            büyük insanlıktan başka herkese yeter.
Büyük insanlığın toprağında gölge yok
                                        sokağında fener
                                        penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
                                        umutsuz yaşanmıyor.

Unknown's avatar

About Erdal KARAPINAR, Ph.D.

Full Professor at Mathematics
This entry was posted in Uncategorized and tagged , , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a comment