Call for Subscription / Üyelik Çağrısı

Dubito, ergo sum , vel, quod idem est, cogito, ergo sum. (Descartes)

Attention all interested people to my webpage https://erdalkarapinar.wordpress.com/
This blog is primarily intended for sharing essays, engaging in thought-provoking discussions, addressing injustices, and emphasizing the importance of moral virtues in resolving them. I declare that I decided to share my posts only with the subscribers of this page. Subscription is free of charge. Afterwards, all posts are planned to be available in both English and Türkçe.

Websayfam https://erdalkarapinar.wordpress.com/ ile ilgilenenlerin dikkatine:
Bu blokta özellikle deneme yazıları paylaşmak, fikir egzersizleri yapmak, adaletsizliklerden dem vurup, bunun çözümü için ahlaki erdemliliklerin ihtiyacının altını çizmek için düşündüm. Paylaşımlarımı yalnızca bu sayfanın aboneleriyle paylaşmaya karar verdiğimi beyan ederim. Üyelik ücretsizdir. Bundan sonra tüm paylaşımlarımı iki dilli olarak yayınlamayı düşünüyorum: English ve Türkçe.

Posted in Uncategorized | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Sosyal Patlama

Diyeceğimi baştan diyeyim: Bu ülkede sosyal patlama yok. Hiç olmadı. Hiçbir zaman da olmayacak. M. Akif’ten esinlenerek şu söyleyebilirim, “Senin doların euron, yapay zekân, acaip teknolojilerin, gelişmiş sanayin varsa, benim iman dolu göğsüm gibi serhadım var.”

Türkiye “Harikalar Ülkesi” olarak tanımlanmalı. İnkar denilen bir sihirli değnekle yönetiliyor. Mesela, Türkiye’de her şey yolunda; dünyanın en mutlu halkı burada yaşıyor; vatandaşlarımızın maddi ve manevi hiçbir eksiği yok, maşallah…Acaip misafir perver, geleneklerine bağlı, asla yalan söylemeyen, asla riyakâr olmayan, kimsenin başkası hakkında kötü düşünmediği, konuşmadığı, başkasının hakkını çalmadığımı gibi, onun haklarına, hukukuna, varlığına saygı duyduğu, güzel insanlar ülkesi.

Aslında, bunu ülkeye adımını atan her insan anından hisseder. Mesela, havaalanında taksiye binen bir turiste bu güzellikleri göstermek için bazen şehri iki kere tur attıran taksici kardeşlerimiz vardır. Rehber denilen meslek erbabı neferleri de, komisyon alacakları dükkanlara turistleri taşırlar… Garsonlar turistlere çekip dükkanlarına da sokabilir, onları taciz de edebilirler. Gelen faturalardaki adil fiyatları anlamayan bu nankör turistleri, cennenten çıkmış sopa ile tanıştırmaları da bu sevgili dolu modern toplumumuzun özelliklerindendir.

Trafik sorunu bu ülkede yoktur. Eskiden ambülansa yol vermek gibi çağdışı kurallar vardı, artık uyan yok. Ne kadar pahalı bir araç kullanıyorsanız, o kadar yol üstünlüğüne sahip olduğunuzu ifade etmek isterim. Bu ülkede yaşamanın sevincini, huzurunu ve refahını damarlarında hisseden şoförler, asla birbirlerine yol vermeme özgürlüklerini sonuna kadar kullanır, sinirlendiğinde bunu silahlı ya da silahsız şiddetli duygularla gösterebilir. Mesela, trafik sıkışıklığında canı sıkılan baklavacı kardeşler, hamile bir kadın sürücünün arabasını yeniden şekillemek için aynasını kaldırmayı önermişler, sonra da arabanın dengesini test etmek için arabanın üstünde tepinmişlerdi. Başka bir ülke de olsa, bu insanların iyi niyeti sorgulanırdı ve çok ağır cezalar alırlardı. Neyse ki cennet vatanımızda anlayışı yöneticilerimiz bu tür bir adaletsizliğin oluşmasına asla fırsat vermezler. Sanırım, herkesin trafikte yaşanan bu ve benzeri güzel anıları yeterince vardır. Benim yeni örneklerle sizleri sıkmama gerek yok.

Türkiye’de işsizlik olduğu bir yalan. Üç harfli (BİM, A101, ŞOK vb.) mağazalara bakarsanız, çalışanların 4 yıllık üniversite mezunlarının çalıştığını görebilirsiniz. Çoğunlukla kadın olan bu çalışanlar, sadece kasiyerlik değil, mağaza içinde her şeyi yapıyorlar. Çok sayıda erkek üniversite öğrencisi ve mezunu da kuryelik yapıyorlar: Hem para kazanıyorlar hem de motosiklette kullanmanın keyfini yaşıyorlar.

Bizim gibi zengin bir ülkenin, A’dan Z’ye tüm yöneticileri, kendi konumlarının temsilinin aslında bizim, yani yüce milletimizin temsili anlamında geldiğini iyi bildikleri ve kavradıkları için ” itibardan tasarruf olmaz” demekle kalmamış, bunu en iyi şekilde hayata geçirmişlerdir. Hemen hemen A’dan Z’ye tüm yöneticilerimizin makam aracı var, çok şükür. Bunu listelemek bizim gibi zengin ve büyük bir devlet için imkânsız. Sadece, daha birkaç gün önce önümüze düşen haberi paylaşmak isterim: “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bir süre yerli üretim TOGG yerine 32 milyon 600 bin TL değerindeki Mercedes AMG-S 600 model makam aracını kullanmasıyla gündeme geldi.” Hay Maşallah ya… O kadar zenginiz ki, bu hanefendi için 32600000 TL’yi trink saymış devletimiz. (Azgın azınlık… gısganın… Özür dilerim… O kadar sevinçiyim ki, bir takım art niyetli kişilere olan duygumu ifade etmeden duramadım… Azgın aızınlık… Çoğu fakir zaten… Ama onların nsaipsizliği bizim devletimizin zenginliği ile ilgili değil. Zaten G20’deyiz biz. Onların çoğunun ağzı açlıktan kokuyor… neyse… kalbiminin temizliğini ve yüceliğini bu densizler için bozamıyacağım…) Aile Bakanımıza dönersek, kendisinin temsil ettiği bakanlığın faaliyetlerinden çokça edilmemesi de önemli.  Bazı kökü dışarıda kötü niyetli insanlar bakanlığın kadın ve çocuk hakları hakkında çalışmalarını zayıf bulabilir. Ama bizim yüce milletimiz bu tür dedikodulara asla prim vermez. Mesela, ilk ve orta okullarda günde bir öğün yemek verilmesi gibi komünist söylemler, gerek Millî Eğitim Bakanımız, gerekse Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız tarafından kesinlikle ciddiye alınmamış ve gündeme getirilmemiştir. Ama hamdolsun ki, aç da olsalar, okullarda ilahi okunması özendirilmiştir. Zaten, muhterem ZÜBÜK Efendizadenin şu şahane beyanını tekrarlamayı bir borç bilirim:”Ruhun doymadıktan sonra, kuru bilginin kime faydası var?” Zübük Efeni Hazretleri, bu söylemi bu durumlar için söylenmemiş midir?

Kadınlar da çok mutlu bu ülkede. Genelde evlendikleri insanlar tarafından katlediliyorlar. Ama evlilik şartı yok; eski sevgilileri; hatta sevmedikleri, takıntılarına karşılık vermedikleri erkekler tarafından da katlediliyorlar. Genelde çok az cezalarla ve ceza indirimleriyle ödüllendiriliyorlar. Nende? Çünkü tıpkı ülkedeki hâkim erkek anlayışı gibi, bu durumlarda kadını erkeğin malı olarak görüyor.
-“Kocandır, sever de, döver de” bir söylem var. Böyle bir dilin olması bile benim iddiamın kanıtlamaya yeter. Sahiplenmeyi “sevme” olarak bu zihniyet ne diyor,
-“seni başkasına yar etmem,” ya da
-“ya benimsin, ya kara toprağın,” ya da
-“sen karışma, bu benim namus meselem,”
….
Bu kadar mı? Hayır! Bir de “takrik olma” durumu var:
“Dişi köpek kuyruk sallamazsa…”
-“Sen böyle giyinirsen…”
-“Sen bu saatte…”

Yok bir de mayfa varmış ülkede… Yok İstanbul’da güpe gündüz sokak ortasından mafya hesaplaşmaları oluyormuş… Sorun ne? Gece mi çatışsınlar… Peki neden çatışıyorlar? Çünkü paylaşılmayan bir zengilik var ortada… Demedim ülkemiz çok zengin diye… Hep bu anarşikler ülkemizin uçtuğunu kabul etmiyor. İngiltereden çöp bile ithal ediyoruz… Kaçak göçmenleri zaten sürekli ithal ediyoruz. 18-35 yaş arası binlerce erkek Afganımız var (neden kadınlar ve çocuklar ve başka yaş grupları yok diye soracak değiliz. Bizim Ensar kültürümüzü kimse sorgulamasın…)

Neyse…
Aşağıdaki resimlere bakıp bakıp, ülkemizde asla ve kata bir sosyal patlama olmadığını ifade etmek isterim (sadece bir iki günlük birkaç gazetenin manşet haberleri; yani çok da bir araştırma yapmaya gerek kalmadan). Sevgili okurlarım, bunu aksini iddia edenlere itibar etmeyiniz. Nur içinde yatsın, sevgili Zübük Efendizade de hep böyle buyururdu: “Gördüğünüze, duyduğunuza, bilimsel deneylerle ortada ap açık olanlara dayanarak fitne çıkarılmasına razı mı olacaksınız, yoksa benim iman-itikat dolu sözlerimin zenginliğiyle kalbinize nur doğuracak sözlerime mi?”

Hadi bakalım şu resimlere:

Neymiş,

Şike varmış, bahis çeteleri varmış… (Bence, bu işte “Tüpçü”yü gısganaların parnağı olabilir…)

Zengin ve “ünlü” tipler uyuşturucu ve seks ticareti yapıyormuş (Ne var bunda, herkes pudar şekerini sevmiyor diye oluyor böyle şeyler…)

Trafikte canını sıkanı vurmuş (Silahı nereden bulmuş diye soracak değiliz. Bak durumu ne kadar iyi, vermiş parasını almış)

Neymiş, 100 TL için birbirini ezmişler. 50 TL için mi ezselerdi? Bu gazetecilere de Allah akıl ve fikir versin. Birbirimizi ezmek ve linç etmek için bizim paraya ihtiyacımız var sanki.

Çıkmış eski merkez bankası başkan yardımcısı, yok et iki de bir yenmiyormuş da… Et sağlıksız… Sağlıklı olsa yenirdi. Bak, bir yeşil mercimek çorbası yapayım, sen de bir daha etin adını ağzına almazsın. Cahillikten walla. Bilmiyor adam… Mercimek çorbasını, ki biz askerde kendisine KARA ŞİMŞEK derdik, bilmiyor…

Posted in Uncategorized | Tagged , , , , | Leave a comment

Yaban

Mağfi Eğilmez’in çok bahsettiği romanlardan birinin Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun
“Yaban” adlı eseri olduğunu düşünüyorum. İnternet üzerindeki yazılarında ve videolarında, birçok kez “Yaban”dan bahsettiğini duydum. Geçenlerde elime geçince iki günde okudum. Bir şeyler demek istedim ama benden daha güzel ifade edilen yazıları bulunca, buraya sadece link bırakmak daha mantıklı geldi. Aşağıdaki linkte muhteşem tespitler var:
https://www.mahfiegilmez.com/2021/11/yaban.html

Okudukça, tarihin tekerrür ettiğini düşündüm. Açık kaynaklardan, o zamana dair bulduklarım:

Genelkurmay kaynaklarından paylaşılan, Yunan hava kuvvetlerince atılan bildirilerden biri bu linkte:

Başka bir link:

Yusuf Halaçoğlu, o “Yaban” romanında atılan bildiriyi gösteriyor ve okuyor.

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Deprem!…

(… English version can be seen at the bottom of this post….)

Türkiye konumu gereği, her zaman depremlerle boğumuş, çok kurban vermiş ve bu konuda bir arpa boyu yol almadığı halde, asla şapkasını önüne koyup, kendiyle hesaplaşmamış, zavallı insanların acılarıyla, etleriyle, kanıyla, canıyla yöğrulduğu bir ülkecikdir.

En son deprem 06.02.2023 günü, Türkiye saati ile 04:17‘de ve 13:24’de merkez üssü Pazarcık (Kahramanmaraş) ve Elbistan (Kahramanmaraş) olan Mw 7.7 ve Mw 7.6 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi. İnanmadığım sayıları burada zihretmeyeceğim ama on binlerce insanımızın öldüğünü, yüzlerce insanın “kayıp” olduğunu herkes biliyor.

Benim için 6 Şubat, hep bu yurkarıdaki resim olarak kalacak; çaresizliğin resmi olarak kalacak. Yardımdan önce, tüm camilerden “sela” okunmasıda, yardım bekleyen insanlara, yönetimlin verdiği cevap olarak kalacak!

Üç yıl içinde ciddi bir çözüm getiremeyen, onun yerine Potemkin Köyleri taktiği ile kendilerini ve liderlerini kandıran, deprem paralarının nerelere gittiğini şeffaf bir şekilde açıklamayan, çıkarılan yasalarla zeytinlikleri yok eden bu zihniyete söylecek bir sözüm de yok açıkçası. Eskiden, Cumhuriyet savcılarını göreve davet etmek, ilk akla gelen fikir olurdu. Sonra “utanmalısın” diye tepki verilirdi. Artık bunlar geçirsiz fikirler. Namuslu, akçeli işlerle işi olmayan rahmetli bir milletvekili, TBMM kürsüsünden yaptığı bir konuşmada, bu zihniyetin temsilcilerine şöyle demişti: “Siz her konuşmanızı ‘Allah bizi utandırmasın’ diye bitiriyorsunuz. Allah dualarınızı kabul etti; artık utanma duygunuzu elinizden aldı. Keşke başka bir şey dileseymişsiniz!”

Acı ama söylecek bir şey de yok artık. Demek ki, layığımızı buymuş. Koskoca bir ülke olarak, üç yılda yaraları saramadık ve ya iyileştiremedik ama üstünü örtük. Artık UTANMIYORUZ çünkü görünmez hale getirdik.

Bu toplumdan bu kadar alçak insanlar çıkabileceğini sanmazdım. Çümkü saftım. Ama Atattürk’ün yakın arkadaşlarının yazdıklarını daha önce okusaymışım ya da ders kitapları dışında birazcık tarih kitabı okusaymışım, bu kadar cahil (yani saf) kalmazmışım. Ölen insanların kimlik bilgileriyle dolandırıcılık yapan bir sürü leş kargası ve akbaba olduğunu gözümüzle görmek zorunda kalmazdım.

Diğer yandan, “Japonların yapabildiğini biz neden yapamıyoruz?” diye sormaktan da kendimi alamıyorum.

Earthquake!!!

Turkey, due to its geographical location, has always been plagued by earthquakes, suffering many casualties, and yet, despite making little progress in this area, it has never truly confronted its past, remaining a country steeped in the suffering, flesh, blood, and lives of its poor people.

The most recent earthquake occurred on February 6, 2023, at 04:17 and 13:24 Turkish time, with epicenters in Pazarcık (Kahramanmaraş) and Elbistan (Kahramanmaraş), measuring Mw 7.7 and Mw 7.6 respectively. I won’t mention the unbelievable numbers here, but everyone knows that tens of thousands of our people died and hundreds are “missing.”

For me, February 6th will always remain as this image in my mind; an image of helplessness. The reading of “sela” (a call to prayer) from all mosques before any aid arrived will remain as the government’s response to the people awaiting help!

Frankly, I have nothing to say to this mentality that, in three years, has failed to provide a serious solution, instead resorting to “Potemkin Villages” tactics to deceive themselves and their leaders, failing to transparently explain where the earthquake relief funds went, and destroying olive groves with the laws they enacted. In the past, calling on the public prosecutors to take action would have been the first idea. Then, the response would have been, “You should be ashamed.” These are now irrelevant ideas. A late, honest member of parliament, who had no dealings with corruption, once said to the representatives of this mentality in a speech from the podium of the Grand National Assembly: “You end every speech with ‘May God not shame us.’ God has accepted your prayers; He has now taken away your sense of shame. I wish you had wished for something else!”

It’s painful, but there’s nothing left to say. It seems this is what we deserve. As a whole country, we couldn’t heal or mend the wounds in three years, but we covered them up. We are no longer ASHAMED because we have made it invisible.

I never thought such vile people could emerge from this society. Because I was naive. But if I had read what Atatürk’s close friends wrote before, or if I had read a few history books outside of textbooks, I wouldn’t have remained so ignorant (i.e., naive). I wouldn’t have had to witness with my own eyes a multitude of vultures and carrion crows committing fraud using the identity information of deceased people.

On the other hand, I can’t help but ask myself, “Why can’t we do what the Japanese can?”

Posted in Uncategorized | Tagged , | Leave a comment

Vekil

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Tagged , , , , | Comments Off on Vekil

Nothing

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Tagged , , , | Comments Off on Nothing

The New World Order/Disorders

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Comments Off on The New World Order/Disorders

Anayasa ne zaman işe yarar, ne zaman yaramaz

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Comments Off on Anayasa ne zaman işe yarar, ne zaman yaramaz

A new year 2026 – Yeni Yıl 2026

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Comments Off on A new year 2026 – Yeni Yıl 2026

Protected: “… dediğin tek dişini kalmış canavar”

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Comments Off on Protected: “… dediğin tek dişini kalmış canavar”