Diyeceğimi baştan diyeyim: Bu ülkede sosyal patlama yok. Hiç olmadı. Hiçbir zaman da olmayacak. M. Akif’ten esinlenerek şu söyleyebilirim, “Senin doların euron, yapay zekân, acaip teknolojilerin, gelişmiş sanayin varsa, benim iman dolu göğsüm gibi serhadım var.”
Türkiye “Harikalar Ülkesi” olarak tanımlanmalı. İnkar denilen bir sihirli değnekle yönetiliyor. Mesela, Türkiye’de her şey yolunda; dünyanın en mutlu halkı burada yaşıyor; vatandaşlarımızın maddi ve manevi hiçbir eksiği yok, maşallah…Acaip misafir perver, geleneklerine bağlı, asla yalan söylemeyen, asla riyakâr olmayan, kimsenin başkası hakkında kötü düşünmediği, konuşmadığı, başkasının hakkını çalmadığımı gibi, onun haklarına, hukukuna, varlığına saygı duyduğu, güzel insanlar ülkesi.
Aslında, bunu ülkeye adımını atan her insan anından hisseder. Mesela, havaalanında taksiye binen bir turiste bu güzellikleri göstermek için bazen şehri iki kere tur attıran taksici kardeşlerimiz vardır. Rehber denilen meslek erbabı neferleri de, komisyon alacakları dükkanlara turistleri taşırlar… Garsonlar turistlere çekip dükkanlarına da sokabilir, onları taciz de edebilirler. Gelen faturalardaki adil fiyatları anlamayan bu nankör turistleri, cennenten çıkmış sopa ile tanıştırmaları da bu sevgili dolu modern toplumumuzun özelliklerindendir.
Trafik sorunu bu ülkede yoktur. Eskiden ambülansa yol vermek gibi çağdışı kurallar vardı, artık uyan yok. Ne kadar pahalı bir araç kullanıyorsanız, o kadar yol üstünlüğüne sahip olduğunuzu ifade etmek isterim. Bu ülkede yaşamanın sevincini, huzurunu ve refahını damarlarında hisseden şoförler, asla birbirlerine yol vermeme özgürlüklerini sonuna kadar kullanır, sinirlendiğinde bunu silahlı ya da silahsız şiddetli duygularla gösterebilir. Mesela, trafik sıkışıklığında canı sıkılan baklavacı kardeşler, hamile bir kadın sürücünün arabasını yeniden şekillemek için aynasını kaldırmayı önermişler, sonra da arabanın dengesini test etmek için arabanın üstünde tepinmişlerdi. Başka bir ülke de olsa, bu insanların iyi niyeti sorgulanırdı ve çok ağır cezalar alırlardı. Neyse ki cennet vatanımızda anlayışı yöneticilerimiz bu tür bir adaletsizliğin oluşmasına asla fırsat vermezler. Sanırım, herkesin trafikte yaşanan bu ve benzeri güzel anıları yeterince vardır. Benim yeni örneklerle sizleri sıkmama gerek yok.
Türkiye’de işsizlik olduğu bir yalan. Üç harfli (BİM, A101, ŞOK vb.) mağazalara bakarsanız, çalışanların 4 yıllık üniversite mezunlarının çalıştığını görebilirsiniz. Çoğunlukla kadın olan bu çalışanlar, sadece kasiyerlik değil, mağaza içinde her şeyi yapıyorlar. Çok sayıda erkek üniversite öğrencisi ve mezunu da kuryelik yapıyorlar: Hem para kazanıyorlar hem de motosiklette kullanmanın keyfini yaşıyorlar.
Bizim gibi zengin bir ülkenin, A’dan Z’ye tüm yöneticileri, kendi konumlarının temsilinin aslında bizim, yani yüce milletimizin temsili anlamında geldiğini iyi bildikleri ve kavradıkları için ” itibardan tasarruf olmaz” demekle kalmamış, bunu en iyi şekilde hayata geçirmişlerdir. Hemen hemen A’dan Z’ye tüm yöneticilerimizin makam aracı var, çok şükür. Bunu listelemek bizim gibi zengin ve büyük bir devlet için imkânsız. Sadece, daha birkaç gün önce önümüze düşen haberi paylaşmak isterim: “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bir süre yerli üretim TOGG yerine 32 milyon 600 bin TL değerindeki Mercedes AMG-S 600 model makam aracını kullanmasıyla gündeme geldi.” Hay Maşallah ya… O kadar zenginiz ki, bu hanefendi için 32600000 TL’yi trink saymış devletimiz. (Azgın azınlık… gısganın… Özür dilerim… O kadar sevinçiyim ki, bir takım art niyetli kişilere olan duygumu ifade etmeden duramadım… Azgın aızınlık… Çoğu fakir zaten… Ama onların nsaipsizliği bizim devletimizin zenginliği ile ilgili değil. Zaten G20’deyiz biz. Onların çoğunun ağzı açlıktan kokuyor… neyse… kalbiminin temizliğini ve yüceliğini bu densizler için bozamıyacağım…) Aile Bakanımıza dönersek, kendisinin temsil ettiği bakanlığın faaliyetlerinden çokça edilmemesi de önemli. Bazı kökü dışarıda kötü niyetli insanlar bakanlığın kadın ve çocuk hakları hakkında çalışmalarını zayıf bulabilir. Ama bizim yüce milletimiz bu tür dedikodulara asla prim vermez. Mesela, ilk ve orta okullarda günde bir öğün yemek verilmesi gibi komünist söylemler, gerek Millî Eğitim Bakanımız, gerekse Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız tarafından kesinlikle ciddiye alınmamış ve gündeme getirilmemiştir. Ama hamdolsun ki, aç da olsalar, okullarda ilahi okunması özendirilmiştir. Zaten, muhterem ZÜBÜK Efendizadenin şu şahane beyanını tekrarlamayı bir borç bilirim:”Ruhun doymadıktan sonra, kuru bilginin kime faydası var?” Zübük Efeni Hazretleri, bu söylemi bu durumlar için söylenmemiş midir?
Kadınlar da çok mutlu bu ülkede. Genelde evlendikleri insanlar tarafından katlediliyorlar. Ama evlilik şartı yok; eski sevgilileri; hatta sevmedikleri, takıntılarına karşılık vermedikleri erkekler tarafından da katlediliyorlar. Genelde çok az cezalarla ve ceza indirimleriyle ödüllendiriliyorlar. Nende? Çünkü tıpkı ülkedeki hâkim erkek anlayışı gibi, bu durumlarda kadını erkeğin malı olarak görüyor.
-“Kocandır, sever de, döver de” bir söylem var. Böyle bir dilin olması bile benim iddiamın kanıtlamaya yeter. Sahiplenmeyi “sevme” olarak bu zihniyet ne diyor,
-“seni başkasına yar etmem,” ya da
-“ya benimsin, ya kara toprağın,” ya da
-“sen karışma, bu benim namus meselem,”
….
Bu kadar mı? Hayır! Bir de “takrik olma” durumu var:
“Dişi köpek kuyruk sallamazsa…”
-“Sen böyle giyinirsen…”
-“Sen bu saatte…”
Yok bir de mayfa varmış ülkede… Yok İstanbul’da güpe gündüz sokak ortasından mafya hesaplaşmaları oluyormuş… Sorun ne? Gece mi çatışsınlar… Peki neden çatışıyorlar? Çünkü paylaşılmayan bir zengilik var ortada… Demedim ülkemiz çok zengin diye… Hep bu anarşikler ülkemizin uçtuğunu kabul etmiyor. İngiltereden çöp bile ithal ediyoruz… Kaçak göçmenleri zaten sürekli ithal ediyoruz. 18-35 yaş arası binlerce erkek Afganımız var (neden kadınlar ve çocuklar ve başka yaş grupları yok diye soracak değiliz. Bizim Ensar kültürümüzü kimse sorgulamasın…)
Neyse…
Aşağıdaki resimlere bakıp bakıp, ülkemizde asla ve kata bir sosyal patlama olmadığını ifade etmek isterim (sadece bir iki günlük birkaç gazetenin manşet haberleri; yani çok da bir araştırma yapmaya gerek kalmadan). Sevgili okurlarım, bunu aksini iddia edenlere itibar etmeyiniz. Nur içinde yatsın, sevgili Zübük Efendizade de hep böyle buyururdu: “Gördüğünüze, duyduğunuza, bilimsel deneylerle ortada ap açık olanlara dayanarak fitne çıkarılmasına razı mı olacaksınız, yoksa benim iman-itikat dolu sözlerimin zenginliğiyle kalbinize nur doğuracak sözlerime mi?”
Hadi bakalım şu resimlere:
Neymiş,
Şike varmış, bahis çeteleri varmış… (Bence, bu işte “Tüpçü”yü gısganaların parnağı olabilir…)
Zengin ve “ünlü” tipler uyuşturucu ve seks ticareti yapıyormuş (Ne var bunda, herkes pudar şekerini sevmiyor diye oluyor böyle şeyler…)
Trafikte canını sıkanı vurmuş (Silahı nereden bulmuş diye soracak değiliz. Bak durumu ne kadar iyi, vermiş parasını almış)
Neymiş, 100 TL için birbirini ezmişler. 50 TL için mi ezselerdi? Bu gazetecilere de Allah akıl ve fikir versin. Birbirimizi ezmek ve linç etmek için bizim paraya ihtiyacımız var sanki.
Çıkmış eski merkez bankası başkan yardımcısı, yok et iki de bir yenmiyormuş da… Et sağlıksız… Sağlıklı olsa yenirdi. Bak, bir yeşil mercimek çorbası yapayım, sen de bir daha etin adını ağzına almazsın. Cahillikten walla. Bilmiyor adam… Mercimek çorbasını, ki biz askerde kendisine KARA ŞİMŞEK derdik, bilmiyor…