Bugün bir çok gazetede, Avrupa’lı bir bürokratın, Nacho Sánchez Amor’ın, ülkemizde yaşananlardan dolayı acı duyduğunu okuduk. Bu duygu, “Nacho Sánchez Amor” açısından harika bir şey. Başka insanların acılarına empati duymak, tabi ki de bir erdem. Demek ki, Nacho Sánchez Amor erdemli bir insanmış.
Peki, ya bizim açımızdan durum ne?

Kendi adıma yanıt vereyim: Türkiye Cumhuriyetimizin sade bir vatandaşı olarak benim için, bu satırları okumak çok üzücüydü. Bence bu haber, ülkesini seven her vatandaş için de; çok üzücü ve belki utanç verici. Aslında, bu bizim her gün içinde yaşadığımız, her gün canımızı sıkan bir sürecin ifade edilmesinden başka bir şey değil. Gençlerin umutsuzlukarına şahit olmak; trafikte sürekli bir gerginliğe tanık olmak, insanların yoksulluklarını görmek, adalet yozlaştığını; liyakatsizliğin bir sürü insanın canına mal olduğunu bilmek; güvenecek bir mekanizmanın olmadığını iliklerine kadar hissetmek; kimsesiz hissetmek; sağlık sisteminin bir kazanç kapısı olarak görülmesi ve en acısı, kurtuluşun yegane yolu olan eğitimin sığlaştırılması ve bilimden uzaklaşmak…Yine de, bizim bildiğimiz, yaşadığımız şeyleri; dışarıdan birinden duymak; acımızı daha da katlıyor…
Benim için ya da benim gibi hissedenler için en acısı, Gazi Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının bize bıraktığı mirasa sahip çıkamamak. Adeta, atalet içindeki aciz mirasyediler gibi bu yozlaşmaya-tükenişe sahit olmak. Kibrin karşısındaki aczimiz… Evet çok aciziz!
Haberi ilk okuduğumda, hemen hamasetle ayağa kalkıp, bu adamın karşısına çıkıp şöyle demek istedim:
Tamam, böyle söylemek çok zor değil, adamın karşısına çıkıp, bu cümleleri, hatta daha fazlasını söyleyebilirim. Peki bu neyi değiştirir? Bu içinde yaşadığımızı gerçekliği değiştirir mi? Adamın söyledikleri yalan mı?
Rasyonel akıldan uzaklaştırılan bir eğitim sistemi ile çocuklarımızı bilgiden, meraktan, sorgulamaktan uzaklaştırmıyoruz mu? Söyleyin, böylesi bir eğitim sistemi kime hizmet eder? “Tevhid-i tedrisat” kanunu neden çıkarıldı ve bugün ki yaşadığımız süreçle bir benzerliği olabilir mi? Özel okullarda emekleri sömürülen öğretmenin kendisine saygısını sorgulatan bir sistemin kime faydası olabilir?
Dünyada en önce seçme ve seçilme hakkına kavuşan kadının adı var mı bu ülkede? Bakanlar kurulunda kaç kadın var? Kaç kadın vali var? Kaç kadın kaymakam var? Nufüsün yaklaşık olarak yarısı kadınlar ama haberlere sadece nasıl katledildikleri yansıyor. Kadını koruyacak yasalar, kolluk kuvvetleri ve hepsinden önemlisi “irade ve zihniyet” nerede?
Aşırı yoksulluk içindeki Anadolu insanın, çok zor koşullarda giriştiği Kurtuluş Savaşını takipen, ekonomide alanında ki kurtuluş savaşı için birer KALE olarak kurduğu fabrikalardan nerede?
Soru sormayan, sorgulamayan, vergisinin nereye harcandığını merak etmeyen bir toplum için bunlar olağan sonuçlar aslında.
Sağlık çalışanlarının köleleştirildiği, insanların doktoru gördüğü ve hatta dövdüğü ama tedavi olamadığı, ilaç alamadığı, bir sağlık sistemine nasıl razı olduk? Doktorlar, hemşireler, sağlık çalışanları için neden bir adım atmadık; onların haklarını savunmadık. Bu insanların sorunlarını dinledik mi?
Sağlık ve Eğitim gibi iki temel insan hakkının ticarileşmesine, metalaştırılmasının bu ülkenin vatandaşlarının faydasına olduğunu kim söyleyebilir? İlaç firmalarının ya da tıbbi malzemelerin pazar payı artsın diye insanların yaşamlarını nasıl pazarlık konusu eden bir sisteme razı olduk. Özel sigortaların kazançları bu ülke de mi kalıyor? Bu özel sigortalar, sizin ciddi bir rahatsızlığınız olduğunda, o rahatsızlandığınız hastalığı “kapsam dışı” bırakmasına kim izin veriyor?
Peki ya şu dünya sıralamlarında nerelerdeyiz?
Demokrasi? İnsan Hakları? Adalet? Temiz toplum? Gelir dağılımı? Enflasyon? Gıda fiyatları? Ev fiyatları? En iyi üniversite

