Right * Law * Justice (Hak * Hukuk * Adalet)

It’s a very funny 🤣 but meaningful 🤔 joke; I liked it very much. 🤣😅😂

ENG: (Türkçesi aşağıda…)

An old joke from the German Democratic Republic: A German worker finds work in Siberia. Knowing that the censors will read the letters, he tells his friends: “Let’s establish a secret communication system between us. If the letter you receive from me is written in ordinary blue ink, it is true; if it is written in red ink, it is false.” A month later, his friends receive the first letter, written in blue ink. “Everything is wonderful here, the shops are full of goods. There is plenty of food. The flats are spacious and well heated. The cinemas show Western films. They are full of girls. The only thing missing here is red ink!”

Isn’t this the case today?

We have all the freedoms we want, but the only thing we lack is red ink.

What does the absence of red ink mean? Today, all the concepts we use to describe the conflict around us – “war on terror”, “democracy and freedom”, “human rights” – are wrong. Instead of giving us permission to think about it, it makes it harder for us to understand it.

We feel free because we lack the language to express our “unfreedom.”

Slavoj Žižek

TR:

Demokratik Alman Cumhuriyetinde anlatılan eski bir fıkra: Bir alman işçisi Sibirya’da iş bulur. Mektupların sansürcüler tarafından okunacağını bildiğinden arkadaşlarına şöyle der. “Aramızda gizli bir haberleşme sistemi belirleyelim, benden aldığınız mektup sıradan mavi mürekkeple yazılmışsa doğrudur, kırmızı mürekkeple yazılmışsa yanlıştır.”

Bir ay sonra arkadaşları ilk mektubu alırlar, mektup mavi mürekkeple yazılmıştır. “Burada her şey harika, dükkânlar mal dolu. Yiyecek bol. Apartman daireleri geniş ve güzel ısınıyor. Sinemalar batının filmlerini gösteriyor. Kızlarla dolu. Burada tek bulunmayan şey kırmızı mürekkep!”

Bugünkü durumumuz da böyle değil mi?

İstenen tüm özgürlüklere sahibiz, tek eksiğimiz ise kırmızı mürekkep.

Kırmızı mürekkebin yokluğu ne anlama gelir? Bugün, etrafımızı saran çatışmayı tanımlamak için kullandığımız kavramların hepsi -“teröre karşı savaş”, “demokrasi ve özgürlük”, “insan hakları”- yanlıştır. Bu durum bize bunu düşünmek için izin vermek yerine bizim anlamamızı güçleştiriyor.

Kendimizi özgür hissediyoruz çünkü “özgür olmayışımız”ı ifade edecek o dilden yoksunuz.

Slavoj Žižek

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Farewell Professor Zakharyuta

Scroll down for Türkçe version:

Today, I received very sad news from Germany. My supervisor at Ph.D., Professor Vyacheslav Zakharyuta, has also passed away. Our Anatolia uses a saying: “This world is a window; the viewer passes by.”

Professor Vyacheslav Zakharyuta was not only a very elegant, distinguished mathematician but also a very good person. It does not need to be said that he was brilliant or a genius, but I, definitely, want to emphasize that he was a very positive and very intellectual person. I think he was a full professor, by all means. You could talk to him about mathematics or a novel from classical literature… Suddenly, you could also see him humming classical music. His knowledge of Atatürk surprised and amazed me. We talked about movies and the songs from the movies. A melody he always hummed, “Sunny Day,” comes to mind. Today, he left us on such a beautiful, sunny day.

I don’t think I would have been able to go through such a difficult process as my Ph.D. without him. In addition to being a leading mathematician in his field, he was a very good example with his always cheerful and hardworking attitude. I especially wanted everyone to see his joy when he was proving a theorem… It was an amazing time… But for a while… Then he doubted the proof, and we re-proved it, and then again, he became happy and joyful… This process repeated several times until he convinced himself enough…

Today, at this time when there are professors who boast about never reading poetry or novels in their lives, I want to say once again how valuable he was.

In an academic sense, I want to say that I am proud and happy to have met a person who has achieved immortality with his articles, which have written his name in golden letters in literature, and to have been his student. At the same time, I am grateful.

Another very beautiful person has passed from this world.
Rest in peace, Professor Zakharyuta…

Güle Güle Zakharyuta Hocam, Güle Güle…

Bugün oldukça üzücü bir haber geldi Almanya’dan. Doktora tez danışmanlarımdan Profesör Vyacheslav Zakharyuta da bu dünyadan göçüp gitmiş. Bizim Anadolu’da kullanılan bir söylem var: Bu dünya bir pencere, bakan geçiyor.

Profesör Vyacheslav Zakharyuta yalnızca çok iyi bir matematikçi değildi, aynı zamanda da çok iyi bir insandı. Zeki olduğunu söylemeye bile gerek yok ama çok pozitif ve entelektüel bir insan olduğuna illa ki vurgulamak isterim. Bence gerçek anlamda bir profesördü: Kendisi ile matematik de konuşabilirdiniz, klasik edebiyattan bir kitap hakkında da… Birden, bir klasik müziği mırıldadığına da şahit olabilirdiniz. Atatürk hakkındaki bilgisi beni çok şaşırtmış, hayran bırakmıştı. Sinema filmlerinden de konuştuğumuz oldu, filmin şarkılarından da. Aklıma hep “sun day” diye mırıldandığı bir ezgi geliyor. Bugün de böyle güzel, güneşli bir günde ayrıldı aramızdan.

Doktora gibi çok meşakkatli bir süreci, onsuz geçmem mümkün olacağını sanmıyorum: Alanındaki lider matematikçi oluşu bir yana, her zaman neşeli, her zaman çalışkan duruşuyla çok ama çok iyi bir örnek de oluyordu. Özellikle, bir teoremin ispatını yaptığı o anlardaki neşesini herkesin görmesini isterdim…

Bugün, hayatlarında hiç şiir ya da roman okumadığıyla övünen profesörlerin olduğu bu zamanda, kendisinin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha söylemek istiyorum.

Akademik anlamda, adını literatüre altın harflerle yazdırdığı makaleleriyle ölümsüzlüğü ulaşmış bir insanla tanışmış olmaktan, onun öğrenci olmuş olmaktan gurur ve mutluluk duyduğumu söylemek istiyorum. Aynı zamanda da minnettarım…

Bu dünyadan çok güzel bir insan daha geçti.
Işıklar içinde uyu Profesör Zakharyuta…

March 11, 2025

Posted in Uncategorized | 1 Comment

iwNAA 2024

English:

International Workshop on Nonlinear Analysis and its Application,

First of all, I want to declare that the workshops are much more effective then the conferences, congreses. In workshop, with a small number of selective participants, you may find a time to understand and discuss a mathematics, efficiently. In general, this is not the case for the conferences. I am proud to be a part of iwNAA series.

The 6th iwNAA 2024 was completed successfully.
https://lnkd.in/dtd6UFgx
The organization was terrific. The Serbian foods are very delicious, and listening to arias from Primadonna was awesome. I sincerely congratulate the local organization committee, who did a great job.

I was one of the plenary speakers.

In the picture, I am with my supervisor, Prof. Zakharyuta… I have always appreciated his support and guidance through my Ph. D. thesis. (please convey my regards to him Anastasia Zakharyuta PhD)


Türkçesi:

6. iwNAA 2024 başarıyla tamamlandı. Organizasyon muhteşemdi. Sırp yemekleri çok lezzetliydi ve Primadonna’dan aryalar dinlemek harikaydı. Harika bir iş çıkaran yerel organizasyon komitesini içtenlikle kutluyorum.

Fotoğrafta, danışmanım Prof. Zakharyuta ile birlikteyim… Doktora tezim boyunca verdiği destek ve rehberliği her zaman takdir ettim.

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Nereden çıktı bu Matematik?

Matematiğin bir yerden çıktığı yok aslında. O zaten evrenle birlikte var. Biz sadece onu algılamayı, soyutlayıp, kaleme kağıta dökmeye başladık. Bunu yüzyıllar önce Galileo Galilei şu şekilde ifade etmiştir:

“Evrenin dili öğrenene ve yazıldığı karakterlere aşina olana kadar okunamaz. Matematiksel dilde yazılmıştır ve harfler üçgenler, daireler ve diğer geometrik figürlerdir, Bu olmadan, tek bir kelimeyi kavramak insanca imkansızdır.

Mathematics, what about it?

In fact, mathematics did not come out of any place. It already co-exists with the universe. We just started to perceive it, abstract it, and pour it into the pen. Centuries ago, Galileo Galilei expressed it as follows:

“[The universe] cannot be read until we have learned the language and become familiar with the characters in which it is written. It is written in mathematical language, and the letters are triangles, circles, and other geometrical figures, without which means it is humanly impossible to comprehend a single word.

Posted in Uncategorized | Leave a comment

“Satın alınamayan şeyleri severim ben”

Doğan Cüceloğlu bir konuşmasında, “değer” ederi olmayan, satın alamayan durumlar/kavramlar/nesneler için kullanılır demişti. Şimdi, gördüğünüz üzere, Sabahattin Ali, değerli olanları bir bir yazmış bize: Deniz demiş, gökyüzü demiş sonra, ayı ve güneşi unutmamış. Son olarak da, sevgi demiş! Sevgi bir değerdir demiş!

Sevgi satın alınabilir mi?

Bu konuda, Kraliçe II. Elizabeth döneminde, onun huzurunda bir tartışma yapıldığını öne sürerler. Para herşeyi satın alabilir mi; alamaz mı? Kraliçe bunu saçma bulur ve aşk satın alınamaz der. Karşısındaki beyfendi (lord ya da kont, herneyse) Kraliçeye şöyle bir teklifte bununmuş. Bir milyon altın getirsem, benimle evlenir misiniz? Kraliçe, ne kadar altın diyerek, şaşkınlığını ifade ederken, beyfendi; -“fiyatta anlaştık sanırım, şimdi altınları bulmaya geldi sıra” demiş. Yalan mı gerçek mi bilemem. Bildiğim, paraya satın aldığının aşk olmadığıdır. Beden belki! Sizinle paranız, ya da mevkiniz, ya da başka bir çıkar için evlenen, birlikte olan insanın, size karşı duygularından emin olabilir misiniz?

Yukarıda aşka dair bahsettiklerim, sevgi içinde geçerli olabilir. Ama altını çizmekte fayda var, her aşk sevgiye dönüşmez; her sevginin altında aşk olmaz. Aşkta hiç bir kural olmaz. Sevgi, baştan aşağa bambaşka bir ruh halidir.

Sabahattin Ali’nin aşağıdaki resmini görünce, aklıma bunlar geldi. Evrensel insanı ve etik değerlere sahip olmayan bir katil, Sabahattin Ali’nin başı ezmeseydi, kim bilir ne güzellikler katacaktı bu kısa ömürlülerin dünyasına. İlkel bir yaratık tarafından katledilen Sabahattin Ali’ye dair ne görsem, ne okusam, hep bu tartışma yaşanıyor içinde ve canım yanıyor.

Bugün, 2024 yılında, 21.yüzyılın şafağında, insanlar, aşkı da, sevgiyi de, herşeyi de satın alabileceklerini düşünüyorlar. En azından aldıklarına aşk, sevgi diyor, almak istediği neyse, o adı kullanıyor. Bu yanılsamalar dünyasının temelleri, adaletsizlikle, adam kayırmacıklıkla, öğrenilmiş çaresizliği ve korkuyu kitlelere dikte ederek, liyakatsızlıkla, kayıtsızlıkla, yozlaşmayla inanılır kılıyorlar. Kolay yoldan emeksiz, çalışmadan, yorulmadan para kazanmak isteyen milyonlara, küçük kemikler atılırak, bedavacılığa bağımlı hale getirilenlerin, özgür ve sorgulayan bireylere dönüşme şansı sıfırdır. Bir yanda, paraya her şeyi alacağına inanan ve paraya tamah edenler, paraya tapanlar, bir yanda da aldıklarıyla kendini var etmeye çalışan bomboş (kendini tanımayan, kendini bilmeyen) adeta hiç kullanılmış hayatlarını yaşam sayan insanlar. Satın alabildiği, sürebildiği araçla kendine bir yer/kimlik arayanlar… Bu acınası hayatlara özenerek, yaşamı para kazanma hırsıyla yarışan ve ancak çok azı bu amaca ulaşabilen büyük çoğunluk… N. H. Ran’ın değimiyle, “büyük insanlık” (en altta tamamını bulabilirsiniz) bu çarpıklığın hemen çözümü, hem düğümü. Aşık Veysel’in değimiyle, “derdi dermanı!” Elektronik aletlerle, gözlerimizi maruz bıraktığımız mavi ekranlarla hipnotize olmuş haldeyken, uyanıp, bunu görmek zor; nasıl bir dumanaltında kaldığımızın farkına varmak zor. Es kaza, bu gafletten uyansak bile, bunun farkına varmak ister miyiz; uyanmak ister miyiz, gerçekleri bilmek ister miyiz, bu paradigma ile yüzleşmek ister miyiz? (cehalet mutluluktur) Konu, iyice dallanıp, budaklanmadan, Atatürk’ün bir sözüğünü anımsarken, aslında, Sabahattin Ali’nin nasıl aydınlık bir kafaya ve kalbe sahip olduğunun da altını çizmiş oluyorum. Aynı zamanda da, her ikisinin de, ÖZGÜRLÜĞÜ nasıl da iyi kavradıklarını hayranlıkla farkediyorum.

Mustafa Kemal Atatürk: “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

BÜYÜK İNSANLIK

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
                                        tirende üçüncü mevki
                                        şosede yayan
                                        büyük insanlık.
Büyük insanlık sekizinde işe gider
                                        yirmisinde evlenir
                                        kırkında ölür
                                        büyük insanlık.
Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
                                        pirinç de öyle
                                        şeker de öyle
                                        kumaş da öyle
                                        kitap da öyle
            büyük insanlıktan başka herkese yeter.
Büyük insanlığın toprağında gölge yok
                                        sokağında fener
                                        penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
                                        umutsuz yaşanmıyor.

Posted in Uncategorized | Tagged , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Hani kimsesizlerin kimsesi olacaktı CUMHURİYET?

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Tagged , , , , | Comments Off on Hani kimsesizlerin kimsesi olacaktı CUMHURİYET?

Mütevazı olana akıl veren vasatlar üzerine

In the “World’s Most Influential Scientists” list prepared by Stanford University, I have been on the list for 5 years in a row (since it was initiated).

Frankly speaking, this is not an outstanding achievement for me. On the other hand, I would like to say this to the ignorant, impudent, inadequate, and incompetent individuals who do not understand the motivation that pushes them to say this. A list of 200 thousand among at least 2 million researchers worldwide. There seem to be approximately 200 thousand academics in Turkey, and around 1000 academics made it to the list. Although this is not important to me in the slightest, it should be considered an essential achievement for academic managers, rectors, YOK (the Higher Education Council of Turkey), and the Turkish scientific community.

There is a widely used saying in Turkey: “If you are too modest, the mediocre will dare to give you advice.” I am a person who has experienced this firsthand. Of course, I stand where Socrates stood: “All I know is that I know nothing.” But this does not mean that I know less than the mediocre, that I am weaker than them. On the other hand, I do not prefer to say “people of mediocre” that “you are mediocre .” Further, I do not like to call the mediocre constantly mediocre. Indeed, they do not even realize this. In addition, trying to prove that they are mediocre would also be mediocrity.

Stanford Üniversitesi tarafından hazırlanan “Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları” listesinde (başlatıldığı günden bu yana) 5 yıldır üst üste yer alıyorum.

Açıkça konuşmak gerekirse, bu benim için çok büyük bir başarı değil. Diğer yandan da, bunu söylemeye iten motivasyonu anlamayan cahil, arsız, kötü ve yetersiz bireylere de şunu söylemek istiyorum. Dünya çapında en az 2 milyon araştırmacı arasında, 200 bin lik bir liste. Türkiye’de yaklaşık 200 bin akademisyen var görünüyor ve listeye giren 1000 civarında akademisyen var. Bu, her ne kadar benim için zerre kadar önemi olmasa da, yönetici akademisyenler, rektörler, YÖK ve Türkiye Bilim dünyası için önemli bir kazanım olarak değerlendirilmeli.

Türkiye’de çok kullanılan bir deyim var: “Çok mütevazı olursanız, vasat size akıl verme cüretini gösterir.” Ben bunu, birebir deneyimlemiş bir insanım. Tabii ki de, Sokrates’in durduğu nokta da duruyorum: “Bütün bildiğim hiçbir şey bilmediğim.” Ama, bu vasatlardan az bildiğim, onlardan zayıf olduğum anlamına gelmiyor. Vasatlara süreki vasat demek de hoşuma gitmiyor, bunun farkında bile değiller ve onların vasat olduğunu ispatlamaya çalışmak da ayrıca bir vasatlık olurdu

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Bilim İnsanı Kimdir?

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Comments Off on Bilim İnsanı Kimdir?

Atılım yeniden!

Rektör beyin özel daveti üzerine, bugün Atilim University‘ine katıldım (2 Eylül 2024/Pazartesi).

31.08.2024 tarihinde istifa ederek ayrıldığım Çankaya Üniversitesi‘yle hiçbir bağım kalmadığını sevinçle duyurmak istiyorum. Bu kurumda çalışmaya başlamamın en önemli sebebi, o zamanlar bu kurumun rektörlüğünü yapan Profesör Dr. Can Çoğun hocanın nazik daveti, teşviki, akademisyen tavırlarıdır. Kendisiyle çalıştığım dönemden çok keyif aldım, huzurlu ve başarılı bir dönem geçirdim (Üstelik, çok zorlu bir dönemdi; mesela, Covid19, onun rektörlüğü zamanında yaşandı ve bu süreç olabilecek en iyi şekilde atlatıldı.) Bu yüzden de, bu kurumda tek vedalaştığım yönetici kendileridir. Tekrar, bu platformdan, Profesör Dr. Can Çoğun hocamıza şükranlarımı sunuyorum.

Süresiz sözleşmem olmasına rağmen, Çankaya Üniversitesi‘den ayrılmamın bir çok sebebi var. En başta da, kurumsal olmaktan uzaklaşarak, idarecilerin fevri davranış ve kararlarını saymam gerekir.

Sonuç olarak, vedalaşırken, eski rektör Prof. Dr. Can Çoğun hocam çok üzüldüğünü belirtti. Sağ olsun.

Aşağıdaki “berat” Çankaya Üniversitesine katkılarımdan dolayı, Can Çoğun hocamın rektörlüğü zamanında, onun girişimleri sonucu bana verilmiştir.

Söylenecek çok şey var ama dinleyecek çok kulak yok.

O yüzden, kalsın benim davam, divana kalsın.

PS 1:

Arayan ve destek veren onlarca Çankaya Üniversitesi öğrencilerine çok teşekkür ediyorum. Bulunduğum her kurumda kapılarım tüm öğrencilerime her zaman açık olacaktır.

PS 2:

Ne yazık ki, buradan teşekkür edemediğim idare personellerimiz ve akademisyenlerimiz var. Beraberce, uyum içinde çalıştığım bu değerli insanların isimlerini yazmak, onlar açısından sıkıntı doğurabilir. O yüzden, onlara sessizce teşekkür ediyorum.

Belirtmekte fayda var, Çankaya Üniversitesinin en başta öğrencileriyle, sonra çalışanların %99u ile, üniversitenin sahipleriyle hiç bir sorunum yok, kızgınlığım yok. Kısacası, kurum olarak, Çankaya Üniversitesi ile hiç bir sorunum yok. Olmadı. Olamazda. Ülkemizdeki her akademik kurum değerlidir, desteklenmelidir, geliştirilmelidir. Sadece yönetici unvanını yanlış anladığını düşündüğüm; yönetici olmayı yanlış yorumladığına inandığım 3-4 kişinin yaptığı ayıpları, kabalıkları kayıt altına almak ve UNUTMAK istediği ile bu yazıyı kaleme aldım. Bu süreç bu kişiler için şahsi olabilir ama benim için şahsi bir mesele de değil. Bu “kişiler” ve “onların kişilikleri” de benim ilgi alanımda değil; asla bir insanı karakterize etme ve sınıflandırma gibi yanlış bir tavır içine giremem. Onları yargılamıyorum, onları tartışmıyorum. Diğer yandan, Çankaya Üniversitesi kurumu adına aldıkları kararları tartışıyorum ve onları yorumluyorum (ve ne yazık ki, olumlayamıyorum). Dünyanın en iyi “annesi, babası, kardeşi, ablası, abisi, teyzesi, halası, dayısı, amcası vesaire” olabilirler ama bu onları aynı zamanda “iyi yönetici” yapmaz; yapması gerekmez. Tersi de doğru. Bu ikisi arasındaki ayrımı bilerek yazıyorum. Olaya, siyah-beyaz bakmıyorum. Akademisyenliğin önemli kısmı araştırma olsa da, bir de elde edilmiş ve elde ettiğimiz sonuçları aktarma gibi bir görevimiz var. Hocalık. Yani işimiz, insanlar ve insanlık. İşte, neden burada paylaşıyorsun sorusunun yanıtı bu: Gelecek nesil akademisyen ve yöneticilerin KİBİRDEN uzak, işbirlikçi, yeniliklere ve beyin-fırtınalarına açık, demokrasi ve insan haklarına, çalışanların haklarına, hukuklarına, onurlarına saygılı; bilimden ve bilimsel yaklaşımlardan sapmayan, düşünce özgürlüğüne haiz, liyakat sahibi nesiller olarak yetişmesine katkı sunmak.

Atasözlerinde bahsettiği gibi, bir musibet bin nasihatten iyidir. Bilim dünyasının gelişmesinde, sadece doğru yaklaşımlar ve sonuçlar değil, en az onlar kadar, yapılan yanlışlar da katkı sağlamıştır. Biri yanlış bir tartışmaya neden olur; tartışılır ve sonra doğrusu ortaya çıkar; mükemmel bilimsel ‘teoremler, teoriler, tezler, kanunlar ve kurallar’ ortaya böyle çıkar. Budur!

Posted in Uncategorized | 1 Comment

Victory Day

Subscribe to continue reading

Subscribe to get access to the rest of this post and other subscriber-only content.

Posted in Uncategorized | Comments Off on Victory Day