Yarın, ülkemizde ve bütün İslam Dünyasında, Kurban Bayramı 1445. kez kutlanacak. Kaynaklara göre, İslam aleminde Kurban Bayramı, ilk kez, Hicri 2. yılında, Zilhicce 10 (Miladi: 9 Mart 624 Pazartesi) kutlanmış.

Bize öğretilen ve anlatılan, benim de uzunca süre inandığım Kurban Bayramı, sadece bir tatil veya hediyeler günü değil; derin bir manevi yenilenme, fedakarlık ve dayanışma pratiğidir. Bize öğretilen ve teoride olması beklenenleri yazayım:
“Nedir amacı Kurban Bayramının ve neden 1445. kez kutlanacak.
1-Allah’a Yakınlaşmak (Takva): Kurban ibadetinin özü budur. “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; O’na ulaşan ancak sizin takvanızdır.” (Hac Suresi, 37) ayeti, asıl amacın maddi fedakarlık değil, manevi teslimiyet olduğunu vurgular.
2-Hz. İbrahim’in Teslimiyetini Anmak: Hz. İbrahim’in, Allah’ın emri karşısında en değerlisini (oğlunu) feda etmeye razı olması ve Allah’ın bunu bir koçla karşılaması anılır. Bu, kulluk bilincinin ve imtihanı kazanmanın sembolüdür.
3-Mal ile İmtihan: Kişinin sahip olduğu malın gerçek sahibinin Allah olduğunu hatırlayarak, O’nun rızası için o malın bir kısmından vazgeçmesi amaçlanır.
4-Ümmet Bilinci ve Dayanışma: Tüm İslam dünyasının aynı günlerde aynı ibadeti yerine getirmesi, güçlü bir birlik ve kardeşlik hissi oluşturur.
Peki ne bekliyoruz toplum ve birey olarak
1-Manevi Beklentiler :Günahlardan arınma, Allah’tan bağışlanma ümidi, kalp huzuru, sabır ve şükür duygusunun pekişmesi.
2-Ailevi Beklentiler: Büyüklerin ziyaret edilmesi, küskünlerin barışması, birlikte bayram namazı kılınması, kahvaltı/öğle yemeği sofralarında bir araya gelinmesi.
3-Sosyal Beklentiler :Paylaşım: Kurban etinin üç eşit parçaya (aile, akraba/komşu, yoksullar) bölünmesi geleneği.
4-Yardımlaşma: İhtiyaç sahiplerine sıcak yemek, et veya nakdi yardım ulaştırılması.
5-Ziyaretleşme: Komşular, hastalar, yaşlılar ve yetimlerin sevindirilmesi.
6-Bireysel Beklentiler: Bayramlık kıyafetler giymek, çocuklara harçlık/bayram şekeri vermek, sevdiklere “Bayramınız mübarek olsun” diyerek iyi dileklerde bulunmak.
Kısaca, unutulmaması gereken işi özü şu: Beklentilerin en başında fedakarlık ruhu gelir. Kurban kesmeye gücü yetmeyenin bile niyeti, dilindeki güzel sözler ve eliyle yapacağı küçük bir yardım bu amacın bir parçasıdır. Bayram, sadece kesenlerin değil, herkesin payına düşen bir neşe günüdür.
Özetle, amaç Allah’a teslimiyet ve yakınlık; beklenti ise bu yakınlığın bireyde huzur, toplumda ise kardeşlik ve dayanışma olarak tezahür etmesidir.”
Bize öğretilen ve teoride olması beklenenler bu yukarıda yazdıklarım.
Peki, ya gerçekten olan ne?
Kendini Müslüman tanımlayanlar, bu bayramın teorik beklentilerini yaşamlarına geçirmiş mi? Benimsemiş mi?
Kul hakkı yiyenler, Kurban Bayramını da “et yeme” bayramına dönüştürmeyecek mi?
Bayramda ya da bayramdan sonra yine aynı işlere devam etmeyecek mi?
Riyakar davranmayacaklar mı?
Hakketmediği malı-mülkü-ünvanı almak için destursuzca, utanmadan, arlanmadan kul hakkına girmeyecek mi?
Adaletsizlik yapmayacak mı?
Liyakatsizliği kendine helal görmeyecek mi?
Yalan söylemiyecek mi?
Aç komşusunu görmezden gelmeyecek mi?
Yoksulluğu görmezden gelmeyecek mi?
Ben bu riyakarlığa artık hoş görü ile bakamıyorum.
Bırakın düşmanları barıştırmaları, fitne ve fesat sokarak insanları, toplumları ayrıştıran, birbirine düşman edenlere tehammülüm yok.
Birinin bilmem kaç yüzüncü ayakkabısı alırken, bayramda bir ayakkabı bile alamayan çocuklar olduğu sürece, bu riyakarlara tiksintiyle bakacağım.
Riyakarlık, adaletsizlik, liyakatsizlik, adam sendecilik yapanlar bu dinin gerçek düşmanıdır. Kendine her şeyi reva gören ama içinde yaşadığı toplumdaki aksaklıkları
yanlışlıkları kendi çıkarlarını korumak adına susanlarda bu dinin düşmanıdır. Allah ile aladatanlar bu dinin düşmanıdır. Bunu ilk kez biz yaşamıyoruz: Medineye yağmalayan, Kabe-i Şerifi mancılıklarla taşa tutan Emevilerin bu dine zararı ve düşmanlığının eseridir.
Keşke insanlar, sadece bu dinin özünü kavrasaydı ve maneviyatını yaşasaydı.
Ne yazık!
Dini sadece ritüellere indirgeyen, yaptığı ibadetin ne anlamını ne de amacını bilen bir riyakarlığa şahit olmak, ne acı!
Yalanlara kanmak isteyenlere ne yazık!
Gerçeklerle yüzleşmek istemeyenlere ne yazık!
Riyakara, sen riyakarsın diyemeyene ne yazık!
Yok artık herkese bayramı kutlu olsun demek!
Sadece, sözü-özü bir, ibadetin anlamını ve amacını idrak etmiş olan, hakiki iman ve itikat sahibi, tüm temiz kalpli insanların Kurban Bayramı mübarek olsun, yürekleri huzurla dolsun.
Kısa notlar:
- Medine’nin Yağmalanması (Harre Vakası)
Kim yaptı: Emevi Ordusu ve Komutanı Müslim bin Ukbe (daha sonra yerine Hüseyin bin Numeyr geçmiştir).
Kimin emriyle: Emevi Halifesi I. Yezîd.
Tarih: Miladi 683 (Hicri 63).
Olayın Özeti:
Medine halkı (özellikle sahabiler ve onların çocukları), Halife Yezîd’in hilafetini meşru görmeyerek isyan etti. Bunun üzerine Yezîd, Medine üzerine büyük bir ordu gönderdi.
Harre Savaşı: 26 Ağustos 683’te Medine’nin kuzeyindeki lavlık arazide (Harre) yapılan savaşta Emeviler kazandı.
Yağma ve Tecavüz: Emevi ordusu, Yezîd’in emriyle Medine’yi üç gün boyunca yağmaladı, binlerce Müslümanı (Sahabe ve Tâbiîn dahil) katletti, kadınlara tecavüz etti ve evleri talan etti. Bu olay, Kerbela’dan sonra İslam tarihinin en büyük trajedilerinden biri olarak kabul edilir.
- Kabe-i Şerif’in Mancınıkla Ateşe Verilmesi
Bu olay iki aşamalıdır, ancak en büyük tahribat ikinci kuşatma sırasında olmuştur:
Birinci Kuşatma (683) – Kabe’nin Yanması
Kim yaptı: Emevi Komutanı Hüseyin bin Numeyr (Müslim bin Ukbe’nin ölümü üzerine komutayı aldı).
Tarih: Eylül-Kasım 683.
Mekke’ye sığınan Abdullah bin Zübeyr (Hz. Ebubekir’in torunu) üzerine gönderilen Emevi ordusu, şehri mancınıklarla taşa tuttu. Fırlatılan yanıcı maddeler (yağlı paçavralar) Kabe’nin örtüsünü ve ahşap kısımlarını tutuşturdu. Bu yangında Kabe ağır hasar gördü, Hacerü’l-Esved (Siyah Taş) parçalandı ve İsmail peygamberin kurbanlık koçunun boynuzlarının saklandığı rivayet edilen emanetler yandı.
İkinci ve Yıkıcı Kuşatma (692) – Kabe’nin Yıkılması
Kim yaptı: Emevi Valisi Haccâc bin Yûsuf es-Sekafî (tarihe “Haccâc-ı Zâlim” olarak geçmiştir).
Kimin emriyle: Halife Abdülmelik bin Mervan.
Tarih: 692 (Hicri 73).
Abdullah bin Zübeyr’in halifeliğine son vermek isteyen Emevi Halifesi Abdülmelik, en acımasız komutanı Haccac’ı gönderdi. Haccac, Mekke’yi 7 ay boyunca kuşattı ve Ebu Kubeys Dağı’na kurduğu mancınıklarla Kabe’yi ağır taşlarla dövdü. Bu saldırılar sonucunda Kabe büyük ölçüde yıkıldı ve harabeye döndü. Kuşatmanın sonunda Abdullah bin Zübeyr öldürüldü.

